Üye Girişi Şifremi Unuttum Üye Ol Foto Galerisi Video Galerisi İletişim

GY - GK Notları


KPSS Eğitim Bilimleri


MEB AKS


Öğretmen Dökümanları


Üst Kategori


T.C İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük 10

21 Şubat 2018

E-MUHAREBELER VE SONUÇLARI:

1-Ermeni Sorunu ve Ermenilerle Savaş:
Kurtuluş savaşına Kadar Ermeni Sorunu:Türk tarihinde Ermeni sorunu 1878 tarihli Berlin anlaşması ile başlamıştır. Ermeni sorununu başlatan Ermeniler değil Avrupalı sömürgeci devletlerdir. Bu sorunu doğu Anadolu üzerinden Basra körfezi ve İskenderun’a inmek isteyen Rusya başlatmıştır. Rusya Ermenileri sahte bağımsızlık vaadi ile Osmanlı devletine karşı ayaklanmaya teşvik etmiştir. Bu durumdan rahatsız olan İngiltere de Rusya’nın sıcak denizlere inmesini engellemek için kendisine bağlı bir Ermenistan devleti oluşturma politikasını benimsemiştir. Fransa ve ABD de Ermenileri kendi nüfuzları altına almak için kışkırtmışlardır. Bu kışkırtmalar sonucu Ermeniler bağımsız devlet kurmak için “Hınçak” ve Taşnak” adlı örgütler kurarak silahlı mücadele başlatmışlardır.Ermeni isyanları en yoğun olarak 1891-1896 tarihleri arasında yaşanmıştır.Osmanlı devleti bu isyanları bastırmıştır. 
Ermeniler 1.Dünya savaşı sırasında doğu Anadolu da Rusya ile işbirliği yaptılar. Ermenilerden oluşturulan alaylar Rus ordusuna katıldı. Türk ordusunun cephede olmasından yararlanan Ermeniler doğu ve Güney Anadolu da isyan ederek Türk-Müslüman halkı katletmeye başladılar. Cephedeki orduya yardım faaliyetlerini engellemeye çalıştılar. Bu gelişmeler üzerine Osmanlı hükümeti 1915 tarihinde “Tehcir Kanunu” nu (Göç) çıkarttı. Bu kanunla Ermenilerin ev, mal, mülkleri kayıtlara geçirildi. Ermeni halk Rus ordusundan uzaklaştırılmak amacıyla Suriye, Lübnan ve Irak’a göç ettirildi. Buralarda Ermenilerin barınacağı kamplar oluşturuldu. İhtiyaçları devlet hazinesinden karşılandı. Bu göç olayı sırasında olumsuz iklim koşullarının etkisi ile bazı Ermeniler hayatını kaybetti. 
Ermeniler 1915 olayları sırasında kendilerinin soykırıma tabi tutulduklarını ileri sürmektedirler. Bu iddia doğru değildir. Doğu Anadolu da kadın, çocuk ve ihtiyar demeden katliam yapan Ermenilerdir. Ermenilerin katliamları ve Rusya ile işbirliği yapmaları Osmanlı hükümetini tehcir yasasını çıkartmaya zorlamıştır. Göç olayı sırasında aşiretlerin saldırısı , salgın hastalıklar ve olumsuz iklim koşullarının etkisi ile Ermeni vatandaşlardan ölenler olmuştur. Osmanlı devleti Ermenileri korumada ihmali olan bazı subaylarını idam ile cezalandırmıştır. Bu olay Ermenilerin devlet politikası ile katliama tabi tutulmadıklarını gösterir. Katliam belirli bir topluluğun kadın, çocuk ve ihtiyar ayırımı gözetilmeden öldürülmesi olayıdır. Silahlı güçlerle yapılan savaş sırasında yaşanan ölümler katliam olarak kabul edilemez. Osmanlı devleti 400 bin dolayında Ermeni’yi Suriye ve Lübnan’a nakletmiştir. Bu Ermeniler ileride Avrupa ve Amerika’ya göç etmişlerdir. Soykırım olsa idi bu Ermenilerin hiç birisi var olmazdı. Birinci dünya savaşı yıllarında doğu ve güney Anadolu da yaşayan Türk-Müslüman halktan ölenlerin sayısı Ermenilerden kat, kat fazladır. Esas katliam yapan toplu mezarlar oluşturan Ermeniler olmuştur. Bu olayların gerçek sorumlusu ise sömürgeci Avrupa devletleridir. Yüzlerce yıldır huzur ve barış içerisinde yaşayan Türk ve Ermeni toplumunu birbirine düşürmüşlerdir. 

Rusya da 1917 tarihinde “Bolşevik ihtilali” çıktı. Bunun üzerine doğu Anadolu’daki Rus ordusu çekildi.Rus ordusunun doğu Anadolu’dan çekilmesi üzerine, korkuya kapılan 600 bin dolayında Ermeni Kafkasya’ya göç etti. 

Osmanlı devleti I.Dünya savaşından Mondros ateşkesi ile çekildi. Bu ateşkesin gereği olarak Osmanlı ordusu güney Kafkasya’daki birliklerini savaştan önceki sınırlara çekti. İngiltere Mondros ateşkesinden sonra güney Kafkasya da Ermenistan devletini oluşturdu. 

Kurtuluş Savaşı Yıllarında Ermeni Sorunu ve Doğu Cephesi: Mondros ateşkesinden sonra kurulan Ermenistan devleti İngilizlerden aldığı destekle Kars, Sarıkamış, Kağızman ve Iğdır dolaylarını işgal etti. Bölgedeki Türk-Müslüman halkı yok etmeye yöneldi. Bu olaylar gelişirken Paris barış konferansında Sevr anlaşması imzalandı. Bu anlaşmada doğu Anadolu’nun Ermenilere verilmesi ,Ermenistan devletinin saldırılarını artırmasına sebep oldu. Bu gelişmeler üzerine TBMM Erzurum da bulunan 15. kolordu komutanı Kazım Karabekir paşayı şark (doğu) cephesi komutanlığına atadı. Böylece TBMM ilk askeri cephesini Ermenilere karşı oluşturmuş oldu. Mondros ateşkesinden sonra Kazım Karabekir paşanın 15. kolorduyu dağıtmaması TBMM nin Ermenilere karşı askeri cephe oluşturmasını kolaylaştırmıştır. 
Mustafa Kemal paşanın verdiği emirle 15. kolordu 28 Eylül 1920 tarihinde Ermenilere karşı taarruza geçti. Kısa sürede Ermeni ordusu yenildi. Ermenilerin işgal ettiği Kars, Sarıkamış, Kağızman ve Iğdır geri alındı. Ermenilerin isteği üzerine 3 Aralık 1920 tarihinde “Gümrü anlaşması” imzalandı. Ermenilerin yenilmesi üzerine TBMM Gürcistan’a Ültimatom vererek işgal ettiği Ardahan ve Batum’dan çekilmesini istedi. Gürcistan TBMM nin isteğini yerine getirmek zorunda kaldı. Böylece Misak-ı Milli sınırlarında yer alan Kars, Ardahan ve Batum Anavatana katıldı. 

Gümrü Anlaşması (3 Aralık 1920): Ermenistan devleti ile TBMM arasında imzalanmıştır. Önemli maddeleri şunlardır;

*Ermeniler işgal ettiği yerleri boşaltacaklardı. Aras nehri- Çıldır gölü iki ülke arasında sınır olacaktı.

*Ermenistan Sevr anlaşmasının geçersizliğini kabul edecekti. 

*Ermenistan ordusunda; Tank, Top, Uçak gibi ağır silahlar bulunmayacaktı. Ermenistan bir saldırıya uğrarsa TBMM bu ülkeyi savunacaktı. 

*Anadolu’dan göç etmek zorunda kalan Ermenilerden Türk halka karşı kötülük yapmayanlar 6 ay içerisinde Anadolu’ya dönebilecekti. 

*TBMM Ermenistan geçen demiryollarından yararlanabilecekti.

Önemi: TBMM ilk askeri zaferini Ermenilere karşı doğu cephesinde kazanmıştır. Gümrü anlaşması doğu cephesindeki Türk zaferini belgelemiştir. Gümrü, TBMM nin uluslararası alanda imzaladığı ilk anlaşmadır. TBMM ni tanıyan ilk devlet Ermenistan olmuştur. Gümrü anlaşması ile doğu cephesi kapanmıştır. Misak-ı Milli sınırlarına ulaşılmıştır. Doğu cephesinin kapanması ile buradaki, birliklerin ve cephanenin batı cephesine kaydırılması imkanı doğmuştur. Ermeni sorunu çözülmüştür. Bu sorunun çözülmesi TBMM nin Sovyetler ile siyasi işbirliği yapmasına ortam hazırlamıştır. 

UYARI: Ermenistan 5 Aralık 1920 tarihinde Sovyet kızıl ordu birlikleri tarafından işgal edildi. Milliyetçi Taşnak hükümeti yıkıldı. Ermenistan bir Sovyet Cumhuriyeti haline geldi. Bu olay yüzünden Gümrü anlaşması yürürlüğe giremedi. Ermeni isteklerini Sovyetler benimseyerek TBMM den Gümrü anlaşmasının değiştirilmesini talep ettiler. TBMM bu istekleri reddetti. Sonunda, Sovyetlerle TBMM arasında 16 mart 1921 tarihinde Moskova anlaşması imzalandı. Bu anlaşma ile doğu sınırı çizildi. Doğu sınırında kesin barış sağlandı.

2-Güney Cephesindeki Çarpışmalar:
Mondros ateşkesinden sonra güney Anadolu’yu İtalyan, İngiliz ve Fransızlar işgal ettiler. İtalya, Antalya, Muğla, Milas, Burdur ve Konya dolaylarını işgal etmişti. Adana, Tarsus, Osmaniye ve Karataş dolaylarını Fransızlar, Musul, Urfa, Antep, Maraş ve İskenderun dolaylarını ise İngilizler işgal ettiler. 
İtalyanlar işgal ettikleri bölgelerde halka kötü davranmadılar. Halkın desteğini almak için yol, köprü ve hastaneler yaptırdılar. Yoksullara yardım yaptılar. Alışverişlerde halka fazla para verdiler. Yunan cephesinde savaşan Türk çetelere silah yardımı yaptılar. Yaralananları tedavi ettiler. Gizli anlaşmalarda İtalya’ya verilen İzmir’in Paris barış konferansında Yunanistan’a verilmesi İtalya’yı böyle bir politikaya yöneltti. İtalya itilaf devletlerinden koptu. İtalya ile savaş yaşanmadı. İtalya’nın işgal ettiği bölgelerde Kuvay-i Milliye birliği oluşturulmadı. İtalya II.İnönü zaferinin kazanılmasından sonra Anadolu da kalamayacağını anladı ve askerlerini çekmeye başladı. Sakarya zaferinden sonra ise tüm askerlerini Anadolu’dan çekti. 
İngilizler işgal ettikleri bölgelerde halka kötü davranmadılar. İşgalin geçici olduğunu açıkladılar. Bu yüzden onlara karşı silahlı direniş görülmedi. İngiltere Eylül 1919 tarihinde Fransa ile yeni bir toprak paylaşımı anlaşması yaparak güney Anadolu’dan çekildi. Böylece Mersinden İran sınırına kadar olan güney Anadolu şehirleri Fransız işgaline uğradı. Fransa Suriye de silahlandırdığı Ermenileri güney Anadolu’ya getirdi. Ermeniler Türk halka karşı derhal saldırı başlattılar. Bu olay üzerine bölge halkı Kuvay-i Milliye birlikleri oluşturarak Fransızlar ve Ermenilere karşı direniş başlattı. İlk Kuvay-i Milliye direnişi Dörtyol da görüldü (19 Aralık 1918).
Sivas kongresi sırasında Mustafa kemal paşa güney cephesinde halkı örgütlemek üzere subaylar gönderdi. Bu subaylar halkı örgütlediler ve Kuvay-i Milliye direnişini daha etkili hale getirdiler. Mustafa Kemal güney cephesini ikiye ayırdı. İran sınırından Fırat ırmağına kadar olan bölgeye “El Cezire” , Fırat’tan Antalya’ya kadar olan bölgeye “Adana” cephesi denildi. Güney cephesinde en yoğun savaşlar Antep, Urfa, Maraş ve Adana da yaşandı. Fransızlar Antep’e on bir aylık bir mücadeleden sonra girebildi (9 Şubat 1921). Antepliler Altı bin şehit verme pahasına kentlerini savundular. Düşman işgalinden ilk kurtulan Maraş oldu (11 Şubat 1920). 10 Nisan 1920 de Urfa düşman işgalinden kurtarıldı. Adana cephesinde de şiddetli savaşlar yaşandı. Adana halkı Fransız ve Ermeni katliamından kurtulmak için Karaisalı ve Pozantı bölgesine çekilmişti. Bu olaya “Kaç,kaç” adı verilmiştir. Adanalılar Kuvay-i Milliyeyi etkili hale getirebilmek için 5 Ağustos 1920 de Pozantı kongresini topladılar. Bu kongreye Mustafa Kemal ve Fevzi paşalarda katıldılar. Pozantı kongresinde İsmail Sefa Bey Adana valisi seçildi. Ankara anlaşması öncesinde Adana merkez hariç diğer ilçeler Ermeni ve Fransızlardan temizlendi. Adana cephesindeki savaşlar Ankara anlaşmasına kadar devam etti.
Fransızlar Türk halkın etkili direnişi sonucunda Güney Anadolu da kalamayacaklarını anladılar. Türk ordusunun batıda Yunanlılara karşı II.İnönü zaferini kazanmasından sonra TBMM ile görüşmelere başladılar. Sakarya zaferinden sonra ise TBMM ile Ankara anlaşmasını imzaladılar.


Ankara Anlaşması (20 Ekim 1921): 

*Fransa, İskenderun ve Antakya sancakları hariç Misak-ı Milli sınırlarını boşaltacaktı. 

*İskenderun ve Antakya sancakları Fransa da kalacak ancak Fransa bu sancakları Suriye’ye katmayacaktı. Sancaklarda özerk bir yönetim oluşturacaktı. Burada resmi dil Türkçe olacak ve Türk kültürünün gelişmesi için her türlü kolaylık gösterilecekti. 

*Türk ve Fransız tutuklu ve savaş esirleri serbest bırakılacak.

*İki tarafın kuvvetleri iki ay içerisinde belirlenen sınırın karşısına geçecektir.

Önemi:Ankara anlaşmasıyla güney cephesi kapanmıştır. İlk defa bir itilaf devleti TBMM yi ve Misak-ı Milliyi tanımıştır. Bu olayla İtilaf devletleri arasındaki anlaşmazlık su yüzüne çıkmıştır. Fransa bu anlaşmadan sonra güney Anadolu’ya getirdiği silahların bir kısmını TBMM ne bırakmıştır. Güney cephesinin kapanmasıyla buradaki birlikler ve silahlar batı cephesine kaydırılmıştır. 

Fransa’nın Ankara Anlaşmasını İmzalamasının Sebepleri:
*Güney Anadolu da beklemediği boyutta Türk direnişi ile karşılaşması. 

*Fransa’ya karşı Suriye de bağımsızlık savaşı başlatan Osmanlı ordusunda yetişmiş subayların TBMM ile işbirliği girişimlerinde bulunması.

*Fransa ile İngiltere arasında anlaşmazlıklar bulunması.

*Fransa’nın TBMM nin Sovyetlere yakınlaşmasından endişe duyması. 

*TBMM nin doğuda Ermenilere, batıda Yunanlılara karşı elde ettiği askeri başarılarla gücünü ispatlamasıdır.

UYARI:Güney cephesinde Fransa’ya karşı mücadeleyi düzenli ordu birlikleri değil Kuvay-i Milliye birlikleri yürütmüştür. Anadolu’yu işgal eden devletlerden birisi olan İtalya savaşsız olarak Anadolu’dan çekilmiştir. Güney cephesi Ankara anlaşması ile kapanmıştır. Lozan anlaşmasında Türk-Suriye sınırı belirlenirken bu anlaşma esas alınmıştır. TBMM Ankara anlaşması ile İskenderun ve Antakya’yı Fransa’ya bırakmakla Misak-ı Milliden taviz vermiştir. TBMM bu tavizi vermekle güney cephesini kapatıp esas büyük savaşın yürütüldüğü batı cephesinde milli güçleri toplamak istemiştir. Cephe sayısını teke indirmek ve itilaf devletleri grubunu parçalamayı hedeflemiştir. 


3-Batı Cephesi Muharebeleri ve Sonuçları:
Batı cephesi Yunanlıların İzmir’i işgalinden sonra askerler ve halk tarafından oluşturulmuştur. Yunanlılar 15 mayıs 1919 tarihinde İzmir’i işgal ettiler. İzmir de 48 saat içerisinde iki bin dolayında insanı katlettiler. Şehri yağmaladılar. Bu gelişme Ege bölgesinde Yunanlılara karşı halkın Kuvay-i Milliye birlikleri oluşturmalarına sebep oldu. Yunanlılara karşı ilk silahlı direnişi Ayvalıkta kaymakam (Yarbay) Ali Çetinkaya başlattı. Ödemiş kaymakamı Bekir Sami bey Yunanlıların İzmir’den sonra Ege bölgesindeki diğer yerleşim merkezlerini işgale başlaması üzerine itilaf devletlerine telgraf çekerek “Artık biliniz ki kalem değil silah konuşuyor” diyerek alayı ile Yunanlılara karşı savaş başlattı. Ödemişte Türk ve Yunan kuvvetleri arasında yaşanan çatışmaya “İlk Kurşun savaşı” adı verildi. Daha sonra Emin bey tarafından Bergama cephesi , Ethem bey tarafından Salihli cepheleri kuruldu. Ege bölgesinde bulunan üç tümene ait askeri birlikler Kuvay-i Milliye hareketinin oluşmasın öncülük yaptı. Kuvay-i Milliye birliklerinin en güçlüsü Salihli bölgesinde bulunan Ethem Bey komutasındaki “Kuvay-i Seyyare” birlikleriydi. 
Ege bölgesinde başlayan Kuvay-i milliye direnişi Balıkesir ve Alaşehir kongrelerinin toplanmasından sonra daha etkili hale geldi. Bu kongrelerde Kuvay-i Milliye’nin insan, araç-gereç açısından desteklenmesi kararı alınmıştı. Bu kongrelerde oluşturulan temsil heyetleri Kuvay-i Milliye birliklerini daha güçlü hale getirdi. Bölge halkının maddi ve manevi gücü Kuvay-i Milliye ile birleştirildi.
Sivas kongresi devam ederken Ali Fuat (Cebesoy) paşa batı cephesi Kuvay-i Milliye komutanlığına atandı. TBMM açılıp düzenli ordu oluşturulana kadar batı cephesindeki mücadeleyi Kuvay-i milliye birlikleri yürüttü. 

a)Çerkez Ethem Olayı:
Çerkez Ethem Osmanlı devletinin teşkilatı mahsusa adlı teşkilatında görev yapmış gerilla harbi konusunda eğitimli bir kişi idi. I.Dünya savaşı yıllarında İran, Afganistan gibi ülkelerde yurt dışı operasyonlara katılmıştı. Kuzey ırakta İngilizlerle yapılan mücadelede yaralanarak İstanbul’a dönmüştü. Ethem bey Yunanlıların İzmir’i işgalinden sonra Rauf beyin teşviki ile Anadolu’ya geçerek Milli mücadele hareketine katıldı. Oluşturduğu Kuvay-i Seyyare adlı birliklerle, Yunanlılara karşı başarılı savaşlar yaptı. TBMM’ne karşı çıkan iç isyanların bastırılmasında önemli rol oynadı. 
TBMM’nin Kuvay-i Milliye’yi kaldırıp düzenli ordu kurma kararına Ethem bey muhalefet etti. Düzenli orduya katılmayı reddetti. Mustafa Kemal’e ve batı cephesi komutanı İsmet beye cephe aldı. Ethem beyin böyle bir davranışa yönelmesinde TBMM de milletvekili olan ağabeyleri Teyfik ve Reşit beyler etkili oldu. Bu kişiler Rusya’daki Bolşevik hareketinden etkilenerek yeşil ordu adlı bir cemiyet kurmuşlardı. Yeşil ordu İslam sosyalizmini savunuyordu. Bu grup Mustafa Kemal ve arkadaşlarını tasfiye etmek için Ethem beyi isyana sürüklediler. Ethem’in isyanı Yunanlıların yeni kurulan Türk ordusuna karşı saldırıya geçmesine sebep oldu. 
Türk ordusu I.İnönü savaşı sırasında Ethem’in isyanını bastırdı. Çerkez Ethem Yunan tarafına kaçmak zorunda kaldı. Kendisine bağlı birlikler orduya katıldı. 

b) I.İnönü Savaşı (6-10 Ocak 1921):
Batı cephesinde TBMM nin kurduğu düzenli ordu birlikleriyle Yunan birlikleri arasında yaşanan ilk muharebedir. Bu muharebenin sebepleri şunlardır:

*Yunanistan’ın yeni kurulan Türk ordusunun güçlenmesine fırsat vermeden bu orduyu yok etmek istemesi.

*Ankara’ya kadar ilerleyip TBMM’ni yok ederek Sevr anlaşmasını Türk milletine zorla kabul ettirmek istemesi.

*Yunanistan’ın Megalo İdea (Bizans’ı yeniden diriltme) hedefine ulaşmak istemesi.

*Yunanlıların Ethem beyin isyanını fırsat olarak görmeleri. 

*Eskişehir’i ele geçirerek İstanbul ile Anadolu arasındaki demir yolu bağlantısını kesmek istemesidir.
Yunan ordusu bu hedeflere ulaşmak için Bursa ve Uşak istikametinden 6 Ocak tarihinde saldırıya geçti. Yunan ordusunu batı cephesi komutanı Albay İsmet bey Eskişehir’in batısındaki İnönü de karşıladı. Bu bölgede yapılan savaşlarda Yunan ordusu başarısızlığa uğrayarak geri çekilmek zorunda kaldı. Yunanlılarla birlikte Ethem beyde yenilgiye uğratıldı.

I.İnönü zaferi önemli iç ve dış siyasal sonuçlar meydana getirmiştir. 

İç Sonuçları: Batı cephesinde düzenli ordu birlikleri ilk zaferlerini kazandılar. Bu zafer halkın düzenli orduya , TBMM ne ve Mustafa Kemal’e olan güvenini artırdı.TBMM’nin otorite ve prestiji güçlendi. TBMM karşı gelişen iç isyanlar etkinliğini kaybetti. Kuvay-i Milliye sorunu çözüldü. Düzenli orduya katılım hızlandı. 

TBMM zafer kazanmanın verdiği moral ile 20 Ocak 1921 tarihinde “Teşkilat-ı Esasiye Kanunu” nu kabul etti.

12 Mart 1921 tarihinde İstiklal Marşı kabul edildi. 

Dış Sonuçlar: 

*Sovyetlerle Moskova anlaşması imzalandı. Bu zafer Sovyetlerin TBMM’nin başarılı olup olamayacağı ile ilgili tereddütlerini ortadan kaldırdı. 

*İtilaf devletleri Sevr anlaşmasının uygulanamayacağını anladılar. Bu anlaşma üzerinde değişiklik yapmak için Londra konferansını topladılar. TBMM’ni bu konferansa davet etmek zorunda kaldılar. 

c)Londra Konferansı ( 21 Şubat-12 mart 1921):

TBMM nin I.İnönü zaferini kazanması İtilaf devletlerinin İstanbul hükümeti tarafından imzalanan Sevr anlaşmasının uygulanamayacağını anlamalarına sebep oldu. Çünkü Türk milleti TBMM etrafında toplanmış vatanını kurtarmak için kurtuluş savaşını başlatmıştı. Anadolu da başlayan Türk kurtuluş savaşı yeni bir savaş istemeyen Avrupa devletlerini endişelendirdi.Türkiye de başlayan savaşın tüm sömürgelere sıçramasından endişe ettiler. Türk tarafını Sevr üzerinde değişiklik yapma formülü ile barışa razı edebilmek için Londra konferansını topladılar. 

Londra konferansını toplayan devletler ; İngiltere, Fransa ve İtalya’dır. İngiltere konferansa Osmanlı hükümetini aralarında Ankara’dan da bir temsilci bulundurmaları şartı ile davet etti. İstanbul hükümeti Sadrazamı Tevfik paşa Mustafa Kemal’e bu konu ile ilgili mektup yazarak Londra konferansına kendisi ile birlikte katılacak bir temsilci gönderilmesini istedi. Mustafa Kemal Tevfik paşaya verdiği cevapta Türk milleti adına yetkili tek organın TBMM olduğunu İstanbul hükümetinin yetkisinin bulunmadığını bildirdi. İtilaf devletlerine de TBMM’nin ayrıca davet edilmeden konferansa katılmayacağı duyuruldu. Bu gelişme üzerine itilaf devletleri İtalya aracılığı ile TBMM’ni konferansa davet etti. 

Londra konferansına TBMM adına Bekir Sami bey ,İstanbul hükümeti adına ise sadrazam Tevfik paşa katıldılar. İtilaf devletleri TBMM ve İstanbul hükümetini konferansa birlikte davet etmekle Türk tarafını birbirine düşürmek ,ikilik çıkartarak zayıflatmak ve kendi çıkarlarına düzenlemeleri kabul ettirmeyi amaçlamışlardı. Konferansta ilk söz en yaşlı üye sıfatıyla Tevfik paşaya verildi. Tevfik paşa büyük bir vatanseverlik örneği göstererek “Yetkinin Milletimin gerçek temsilcileri olan Ankara delegelerine verilmesini arz ederim” dedi. İkilik çıkartılmasına fırsat vermedi. Tevfik paşa bu davranışı ile TBMM’nin Türk milleti adına yetkili olduğunu kabul etmiş oluyordu.

Konferansta itilaf devletleri Sevr üzerinde değişiklik yapmayı önerdiler. TBMM delegesi ise Misak-ı Milli sınırlarının boşaltılması ve Türkiye’nin bağımsızlığının tanınmasının temel barış şartı olduğunu açıkladı. Görüşmelerden istenilen sonuç alınamadı. Yunan delegesi kendilerinin İnönü de bir keşif yaptıklarını Türklerin yakında bozguna uğratılacağını bu nedenle taviz verilmemesini istediler. Konferans 12 mart 1921 tarihinde dağıldı.

Bekir Sami bey konferans dağılmadan önce itilaf devletleri ile ikili anlaşmalar imzaladı. İngiltere ile yapılan anlaşmaya göre, Türkiye elindeki tüm İngiliz esirleri serbest bırakacak, İngiltere ise Türk esirlerden İngiliz ve Ermenilere fena muamele de bulunmayanları serbest bırakacaktı. Fransa ile yapılan anlaşmaya göre, Fransa işgal ettiği güney Anadolu’dan çekilecek, Türkiye ise Fransa’ya güney Anadolu da ekonomik ayrıcalıklar tanıyacaktı. İtalya ile yapılan anlaşmaya göre de İtalya işgal ettiği Antalya ve Konya yöresinden çekilecek, İtalya da bu bölgelerde ekonomik ayrıcalıklara sahip olacaktı.
Bekir Sami beyin imzaladığı bu anlaşmaları TBMM onaylamadığı için yürürlüğe girmedi. Bu anlaşmalar devletlerin eşitliği ve Misak-ı Milli prensiplerine uymadığı için onaylanmamıştır. Bu olaydan sonra Bekir Sami beyde dış işleri bakanlığından alınmıştır.

Londra Konferansının Önemi: itilaf devletleri TBMM Londra konferansına çağırmakla onun hukuki varlığını ilk defa tanımış oldular. Konferansa katılan TBMM heyeti Türk davasını Avrupa kamuoyuna anlatma fırsatı buldu. Hükümetlerin Türkler barışa yanaşmıyor propagandası etkisiz hale getirildi. Misak-ı Milli planı Avrupa kamuoyuna tanıtıldı. 

UYARI:Londra konferansını en önemli sonucu TBMM’nin hukuki varlığının İtilaf devletleri tarafından tanınmasıdır. Mustafa Kemal paşa konferans toplanmadan önce olumlu bir sonuç alınamayacağını biliyordu. Buna rağmen konferansa delege göndermesi TBMM’nin varlığını tanıtma amacına yönelikti. I.İnönü savaşında elde edilen askeri başarı ,Londra konferansında elde edilen siyasi başarıyı hazırlamıştır. 

d)Ruslarla İlişkiler ve Moskova Anlaşması (16 Mart 1921):

TBMM açıldıktan sonra İlk dış ilişkisini Sovyetlerle kurmuştur. Sovyetler ile TBMM nin düşmanlarının ortak olması iki tarafı zorunlu olarak iş birliğine yöneltmiştir. 

Rusya da 1917 tarihli Bolşevik ihtilalinden sonra Komünist bir yönetim kurulmuştu. Batılı devletler Komünizmi kendi varlıkları ve rejimleri açısından tehlikeli gördüler. Rusya da komünist yönetimi yıkmak için Komünist karşıtlarını desteklediler. Komünistlerin kızıl ordusuna karşı Romanya ve Polonya da beyaz ordu birliklerini kurdular. Rusya da iki taraf arasında şiddetli bir iç savaş başladı. Rusya da bu gelişmeler olurken batılı devletler Anadolu’yu işgal ettiler. Kafkasya bölgesinde de komünist karşıtlarını desteklediler. Mustafa Kemal’in işgalci batılı devletlere karşı mücadele başlatması Sovyetler de sempati uyandırdı. Mustafa kemal işgalci batılı devletlere karşı Sovyetlerle işbirliği yapmayı gerekli gördü. Sovyetler Türkiye de başlayan milli hareketin ileride sosyalist harekete dönüşebileceğini ümit ediyordu. Türkiye ile yapılacak işbirliğinin komünist Rusya ile İslam dünyasını batılı kapitalist devletlere karşı birleştireceğini düşünüyorlardı. 
Sovyetlerin Gümrü anlaşmasını tanımayıp Ermeniler lehine doğu Anadolu’dan toprak istemeleri taraflar arasında anlaşma yapılamasını geciktirdi. I.İnönü zaferi kazanıldıktan sonra Sovyetlerin TBMM ile ilgili tereddütleri ortadan kalktı. Moskova anlaşması imzalandı. 

Moskova Anlaşmasının Maddeleri:

*Sovyetler Batum’un Gürcistan’a verilmesi şartıyla Misak-ı Milli sınırlarını tanıyorlardı. 

*Taraflardan birinin tanımadığı bir uluslar arası anlaşmayı diğeri de tanımayacaktı. 

*Taraflar çarlık Rusya’sı ve Osmanlı devleti arasında imzalanan anlaşmaların geçersizliğini kabul ediyorlardı. 

*Sovyetler kapitülasyonların kaldırılmasını kabul edecekti.

*Taraflar siyasi, ekonomik ve kültürel alanlarda işbirliği yapacaklardı. 

*İstanbul’un Türk egemenliğinde bulunması tartışılmamak şartıyla boğazlardan geçiş düzenini Karadeniz de kıyısı bulunan devletler birlikte belirleyeceklerdi.

Önemi: Moskova anlaşmasıyla doğu sınırı güven altına alındı. TBMM’ni ilk defa bir büyük Avrupa devleti tanımış oldu. TBMM batı cephesinde yürüteceği savaş için Sovyetlerin askeri ve siyasi desteğini elde etti. İki taraf batılı devletlere karşı ittifak yaptı.Bu anlaşma batılı devletlerin TBMM tanıma süreçlerini hızlandırdı. Osmanlı devletinin tarihe karıştığını ve kapitülasyonların kaldırılmasını ilk kabul eden Sovyetler oldu. 
TBMM , Batum’u Sovyet Cumhuriyeti olan Gürcistan’a bırakmakla Misak-ı Milli den ilk tavizi vermiş oldu. Ulusal kurtuluş savaşında bir büyük devletin siyasi ve askeri desteğini kazanmak amacıyla bu taviz verilmiştir. 

UYARI:Kurtuluş savaşı yıllarında Sovyetler ile TBMM’ni birbirine yaklaştıran iki tarafın düşmanlarının ortak olmasıdır. Sovyetler batılı devletlerin Karadeniz ve Kafkasya’dan kendi varlığını tehdit etmesini önlenmek için bağımsız Türk devletini desteklemeyi çıkarlarına uygun görmüştür.

e)İstiklal Marşının Kabulü (12 mart 1921):

Dünyada İstiklal Marşı geleneğini ilk başlatan Fransa olmuştu. Fransa ihtilalinden sonra milli bağımsızlığın ve ulusal kimliğin sembolü olarak dünyada İstiklal marşı kavramı yaygınlaştı. Osmanlı devletinin milli bir marşı yoktu. Ancak her padişah için yeni bir parça bestelenir ve Mehter takımı tarafından seslendirilirdi. 
I.İnönü zaferinden sonra TBMM de ulusal bir marş kabulü konusu görüşüldü. İstiklal marşının bağımsızlık duygusunu güçlendireceği, Milli duyguları harekete geçireceği, Birlik ve bütünlüğü güçlendireceği, Vatanseverlik düşüncesini kuvvetlendireceği gibi görüşler dile getirildi. İstiklal marşının halkın ve ordunun moralini yükselteceği açıklandı. Mecliste alınan karar doğrultusunda Milli Eğitim bakanlığı Beş yüz Liralık bir ödülle İstiklal marşı için yarışma düzenledi. Yarışmaya 724 şair şiir göndererek katıldı. Ancak Milli Eğitim bakanı Hamdullah Suphi bey İstiklal marşını Mehmet Akif beyin yazmasını istiyordu. Mehmet Akif para ödülüne karşı çıktığı için yarışmaya katılmamıştı. Bu durumu öğrenen Hamdullah Suphi bey Mehmet Akif ile görüşerek para ödülünün uygun göreceği bir kuruma aktarılabileceğini belirterek İstiklal marşı için şiir yazması ricasında bulundu. Bu görüşmeden sonra Mehmet Akif Türk ordusuna ithaf ettiği on kıtalık İstiklal marşı şiirini yazdı. Mecliste oluşturulan komisyon yarışmaya katılan şiirleri değerlendirdi. Meclis Mehmet Akif beyin şiirini beğendi. Bu şiir Meclis kürsüsünde üç defa okundu ve Millet vekilleri ayakta dinlediler. Bu şiir milletvekilleri arasında büyük heyecan uyandırdı. Mecliste yapılan oylamada Mehmet Akif’in şiiri İstiklal marşı olarak benimsendi. Bu şiiri 1924 yılında Ali bey adlı müzisyen doğu müziği tarzında besteledi. 1930 yılında ise Osman Zeki Üngör batı müziği tarzında besteledi. Halen İstiklal marşı Zeki Üngörün bestesine göre okunmaktadır. 

UYARI: İstiklal marşı Atatürk’ün ulusçuluk ilkesi ile ilgilidir. Bayrak ile birlikte Ulusal bağımsızlığı temsil eder. 

f)II.İnönü Muharebesi (23-31 Mart 1921):

Londra konferansının başarısızlık ile sonuçlanması üzerine itilaf devletleri Türkleri silah zoruyla barışa razı etmek için Yunan ordusunu saldırıya geçmeye teşvik ettiler. Yunanlılar I.İnönü yenilgisinin intikamını almak istiyorlardı. Türk ordusunu daha fazla güçlenmeden yok etmek ve Sevr anlaşmasını Türklere kabul ettirmek istiyorlardı. Anadolu’daki varlıkları Türk ordusunun ve TBMM’nin dağıtılmasına bağlıydı. 
Yunanlılar bu düşüncelerin etkisi ile 23 mart tarihinde Uşak ve Bursa istikametinden taarruza geçtiler. Yunan birliklerini Eskişehir bölgesinde batı cephesi komutanı İsmet bey , Afyon bölgesinde ise güney cephesi komutanı Refet bey karşıladılar. Yunan ordusu ile Türk ordusu arasında İnönü bölgesinde şiddetli çatışmalar yaşandı. Yunanlılar 31 mart tarihinde ağır bir yenilgiye uğrayarak geri çekilmek zorunda kaldı. Yunanlılar 15 bin dolayında asker kaybı vermişlerdi. Türk ordusu ise 1493 şehit , 2440 yaralı kaybına uğramıştı. İsmet paşa 1 Nisan 1921 tarihinde Metris Tepeden çektiği telgrafla Türk zaferini Ankara’ya bildirdi. Mustafa kemal paşa İsmet paşaya gönderdiği telgrafta “Siz orada yalnız düşmanı değil, Ulusun ters alın yazısını da yendiniz” sözleriyle zaferin önemini belirtti. 

Sonuçları: II.İnönü zaferinin iç sonuçları I.İnönü zaferinin sonuçlarıyla aynısıdır. Türk halkının Yunanlıların yenilip yurttan atılabileceği konusundaki umutları güçlendi. Düzenli orduya güven arttı. TBMM’nin otorite ve prestiji yükseldi. Ulusal birlik ve beraberlik güçlendi. 

II.İnönü zaferi TBMM’nin dış ilişkileri açısından iki önemli sonuç meydana getirdi. Bu zaferden sonra İtalyanlar Anadolu da işgal ettikleri illerden çekilmeye başladılar. Fransızlar Ankara’ya temsilci, göndererek TBMM ile barışın şartlarını görüşmeye başladılar. Bu gelişmelerden de anlaşılacağı üzere askeri başarılar siyasi başarıları hazırlamıştır. 


g)Kütahya ve Eskişehir Muharebeleri( 10-24 temmuz 1921):
Yunanlılar II.İnönü yenilgisinden sonra Yunanistan da seferberlik ilan ettiler. Anadolu’ya daha büyük miktarda askeri birlik sevk ettiler. Türkleri Sevri kabule zorlamak için savaştan başka seçeneklerinin olmadığını düşünüyorlardı. İnönü muharebelerinde kaybolan prestijlerini yeniden kazanmaları askeri başarı elde etmelerine bağlı idi. Yunan kralı Konstantin 13 Haziran da İzmir’e geldi. Bu sırada İtilaf devletleri arabuluculuk yaparak İzmir’in Türklere verilmesini önerdiler. Ancak Yunanistan bu öneriyi reddetti. Yunan kralı ordusunu saldırıya geçirmek için 7 Temmuz da cepheye hareket etti. 
Yunan ordusu 10 temmuz 1921 tarihinde 11 Tümene ulaşan askeri gücü ile taarruza geçti. Yunan taarruzun büyüklüğü karşısında Türk ordusu zorlanmaya başladı. Cepheye gelip durumu inceleyen Mustafa Kemal paşa cephe komutanı İsmet beye ordunun Sakarya ırmağının doğusuna çekilmesi tavsiyesinde bulundu. Türk komutanlar taktik amaçlı olarak orduyu Sakarya’nın doğusuna çektiler. Çekilme işlemi düzenli gerçekleştirildi. Ordunun tüm araç-gereç ve cephanesi geri taşındı. Bu geri çekilme daha iyi şartlarda savaşabilmek, Yunan ordusunun savaş gücünü zayıflatmak ve orduyu tekrar toparlayabilmek için gerçekleştirilmişti. Türk ordusu Eskişehir-Kütahya muharebelerinde başarılı olamadı. Eskişehir, Kütahya ve Afyon illeri Yunan işgaline uğradı. Mili mücadelenin önemli merkezleri böylece kaybedildi. 

h)Ordunun Sakarya’nın Doğusuna Çekilmesi, TBMM’nde Tepkiler ve Mustafa Kemal’in başkomutan Seçilmesi: 

Eskişehir-Kütahya muharebelerinde uğranılan başarısızlık TBMM’nde ve halkta büyük heyecan meydana getirdi. Bazı milletvekilleri bu başarısızlığın sorumlusu olan subaylarının bulunmasını istediler. Meclisin Kayseri’ye taşınması gündeme geldi. Hatta bazı milletvekillerinin aileleri ve Meclis matbaası Kayseri’ye gönderildi. Mustafa Kemal’e muhalif olan milletvekilleri ordunun yönetimi ile ilgili sert eleştiriler yaptılar. Bu ortamda bazı milletvekilleri Mustafa Kemal’in ordunun başına geçmesini istedi. Bu milletvekillerinden bazıları Mustafa Kemal’in gerçekten orduyu tekrar düzenleyerek Yunan ilerleyişini durdurabileceğini inanıyorlardı. Bazıları ise Mustafa Kemal’in sorumluluk alıp başarısızlığa uğramasını istiyorlardı. Amaçları Mustafa Kemal’i liderlikten uzaklaştırmaktı. İttihat ve Terakkiciler Rusya da bulunan Enver paşayı Mustafa Kemal’in yerine lider olarak getirmek istiyorlardı. 

Mustafa Kemal paşa milletvekillerinin ordunun başına geçmesi isteğini kabul ettiğini, Meclis başkanlığına verdiği bir önerge ile açıkladı. Bu önergede Ordunun ihtiyaçlarını karşılayabilmesi için üç ay süre ile kendisine Meclis adına kanun çıkartma yetkisinin verilmesini istedi. Bu önerge TBMM’nde kabul edildi. 5 Ağustos 1921 tarihinde “Başkomutanlık Kanunu” kabul edildi. Bu kanunla Mustafa Kemal Türk ordularının başkomutanlığına getirildi. Üç ay süre ile TBMM adına yasa çıkartma yetkisini aldı. Mustafa kemal paşa bu kanundan sonra Erzurum kongresi öncesinde çıkarttığı askeri üniformasını tekrar giydi. 

Mustafa Kemal paşa başkomutanlık kanunundan aldığı yetkiye dayanarak 8 Ağustos 1921 tarihinde “Tekalif-i Milliye” (Milli yükümlülükler) kanununu çıkarttı. Bu kanun on emirden oluşuyordu. Amacı; Ordunun silah, araç-gereç, gıda , giyim ve insan ihtiyacını karşılamaktı. Bu kanunun milletin maddi ve manevi gücünü orduda toplamayı amaçlamıştır. Bu kanunun bazı maddeleri şunlardır;

*Her İlçede bir Tekalif-i Milliye komisyonu oluşturulacaktı.

*Halk elindeki her türlü savaşa elverişli silah ve cephaneyi üç gün içinde hükümete teslim edecekti. 

*Her aile bir kat çamaşır, bir çift çorap ve çarık hazırlayıp Tekalif-i Milliye komisyonuna verecekti. 

*Tüccarın elinde bulunan ve ordunun ihtiyacı olan arpa, buğday, kumaş, kösele, çivi, gibi maddelerin yüzde kırkına bedeli sonra ödenmek üzere devlet el koyacaktı. 

*Elinde motorlu ve motorsuz taşıma vasıtası olanlar ayda 100 km mesafede ordu adına taşıma yapacaktı. 


F-SAKARYA MEYDAN MUHAREBESİ VE SONUÇLARI (23 Ağustos- 13Eylül 1921):

Yunan ordusu Sakarya’nın doğusuna çekilen Türk ordusunun güçlenmesine fırsat vermeden yok etmek amacıyla taarruz hazırlıklarına başlamıştı. Mustafa Kemal paşa başkomutanlık kanunundan aldığı yetkiye dayanarak çıkarttığı Tekalif-i Milliye kanunu ile Türk ordusunu güçlendirmeye çalıştı. Yunan ordusunun taarruz hazırlıkları bilindiği için çok hızlı bir şekilde ordu insan ,araç-gereç ve cephane açısından güçlendirildi. Bir ölüm-kalım savaşına hazırlanıldı. Türk ordusu arkasını kuzey Anadolu dağlarına dayamıştı. Taktik amaçlı olarak Ankara istikameti savunmasız bırakılmıştı. Mustafa kemal paşa bu taktikle Yunan ordusunun Ankara’ya doğru ilerlemesini sağlayıp onları orta Anadolu bozkırında yok etmeyi planlıyordu. Ancak Yunanlılar bu taktiği anladılar. Ankara istikametine yürümeyerek Sakarya’nın doğusundaki Türk ordusuna karşı 23 ağustosta saldırıya geçtiler. 

Sakarya meydan muharebesini bizzat Mustafa Kemal paşa yönetti. Mustafa Kemal muharebe öncesinde orduya şu emri verdi. “Hattı müdafaa yoktur, Sathı müdafaa vardır. O satıh tüm vatandır. Vatanın her karış toprağı yurttaşın kanı ile ıslanmadıkça düşmana bırakılamaz...” Mustafa Kemal bu emirle ordunun geri çekilme düşüncesini kırmak ve direniş azmini güçlendirmek istemiştir. Sakarya muharebesi 22 gün 22 gece devam etti. Çok kanlı muharebeler yaşandı. Zaman, zaman Türk ordusu zor anlar yaşadı. Ordunun geri çekilmesi düşüncesi gündeme geldi. Genelkurmay başkanı Fevzi Çakmak bu düşünceye karşı çıktı. 8 Eylül tarihinden itibaren Türk ordusu karşı taarruza geçti.Yunan ordusu geri çekilmeye başladı. 13 Eylül tarihinde Sakarya’nın doğusundaki Yunan ordusu tamamen temizlendi. Böylece Yunanlıların Megalo idea ülküsü, Türklerin “Vatan ülküsü” karşısında bozguna uğradı. Yunanlılar Türk ordusu karşısında uğradıkları yenilgini intikamını işgal altındaki toraklarda yaşayan Türk halktan almaya kalktı. Kadın, çocuk ve ihtiyar demeden çok sayıda Türk’ü katletti. Yunanlıların Sakarya muharebesindeki kayıpları, 15 bin ölü ve 25 bin kadar da yaralıydı. Ordularının üçte birini yitirmişlerdi. Türk ordusu bu muharebede 7 tanesi Tümen komutanı olmak üzere, büyük subay kaybına uğradı. Türk ordusu 3288 şehit ve 13618 yaralı kaybı verdi. Bu ağır kayıpların etkisi ile Sakarya ırmağını geçip Yunan ordusunu takip edemedi. 

Sonuçları: 

*Yunanlılar taarruzdan savunmaya çekildiler. Anadolu da daha fazla ilerleyemeyeceklerini anladılar ve ellerinde bulunan toprakları koruma politikasını benimsediler. Türk ordusu ise savunmadan taarruza geçti. 

*Yunanistan Avrupa’dan aldığı desteği kaybetti. İngiltere Yunanlılara yaptığı silah ve para yardımını kesti. 

*İtilaf devletleri TBMM ye önce ateşkes, sonra ise barış anlaşması teklifinde bulundu. Bu teklifler Misak-ı Milli sınırlarında tam bağımsız Türk devletinin varlığını tanımayı içermediği için TBMM tarafından kabul edilmedi. 

*Fransa ile Ankara anlaşması imzalandı. Kafkas Cumhuriyetleri ile (Ermenistan. Azerbaycan ve Gürcistan) Kars anlaşması imzalandı (13 Ekim 1921). 

*TBMM Mustafa Kemal paşaya 19 Eylül 1921 tarihinde “Gazilik ve Mareşallik” unvanını verdi. 

*Türk ordularının Haçlı orduları karşısında II.Viyana bozgunu ile başlayan geri çekilme süreci Sakarya zaferi ile sona ermiştir. 

UYARI: Sakarya muharebesi kurtuluş savaşının dönüm noktasını oluşturur. Bu zaferden sonra Türk ordusu savunmadan taarruza geçmiştir. Yunanlıların Anadolu’daki ilerleyişi kesin olarak sona ermiştir. 


G-KURTULUŞ SAVAŞI YILLARINDA TBMM nin SİYASAL İLİŞKİLERİ:
TBMM nin dış politikada öncelikli hedefi varlığını dünya devletlerine kabul ettirmek olmuştur. TBMM Misak-ı Milli sınırlarını tanıyan bütün ülkelerle dostça ilişkiler kurmaya çalışmıştır. TBMM diğer devletlerle ilişkilerini Misak-ı Milli sınırlarında bağımsız Türk devletinin varlığının tanınması ilkesine göre şekillendirmiştir. Misak-ı Milli sınırlarını işgal eden batılı devletlere karşı Sovyetler birliği ve Afganistan gibi devletlerle işbirliği yapılmıştır. Kurtuluş savaşında Müslüman milletlerin desteği alınmaya çalışılmıştır. Özellikle Hint Müslümanları ve Orta Asya Türkleri ile yakın işbirliği kurulmuştur. Hint Müslümanları Türk kurtuluş savaşına hem para hem de savaşçı göndererek katkıda bulunmuşlardır. Orta Asya da bulunan Buhara Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Osman hoca Türkiye’ye gönderilmek üzere 59 milyon altın parayı Moskova’ya göndermiştir. Ruslar TBMM ile imzaladığı Moskova anlaşmasından sonra kademeli olarak bu paranın yaklaşık 11 milyon altınını Türkiye’ye gönderdi. Geriye kalan paraya el koydu. Yani Rusya kendi bütçesinden Türkiye’ye herhangi bir yardımda bulunmadı. Gönderdiği yardımların bedelini Buhara Türk Cumhuriyetinden tahsil etmiş oldu. 

a)Türk-Sovyet ilişkileri:
1920 yılındaki siyasi şartlar TBMM ni batılı devletlere karşı Sovyetlerle işbirliği yapmak mecburiyetinde bırakmıştı. Rusya da 1917 tarihinde iktidara gelen komünist rejim batılı devletlerle savaş halindeydi. Batılı devletler komünist karşıtı Rusları Romanya ve Polonya da silahlandırıp yeni rejimi yıkmaya çalışıyorlardı. Rusya da komünistler kızıl orduyu karşıtları ise beyaz orduyu oluşturmuşlardı. Taraflar arasında şiddetli bir iç savaş devam ediyordu. Sovyetler komünist ihtilalini tüm dünyaya yaymak istiyorlardı. Sovyetler bu ortamda Anadolu da TBMM ni açan ve ulusal kurtuluş savaşını başlatan Mustafa Kemal ile işbirliği yapmayı çıkarlarına uygun gördüler. Sovyetlerin Türkiye’ye yardım için I.Dünya savaşı yıllarında Anadolu’dan göç eden Ermenilerin tekrar Anadolu’ya dönmesini ve doğu Anadolu’dan Ermenilere toprak verilmesini şart koşması iki taraf arasında anlaşma imzalanmasını geciktirdi. Gümrü anlaşması ile Ermeni sorununun çözülmesi Sovyetlerin Ermenilerle ilgili isteklerini etkisiz hale getirdi. I.İnönü zaferinin kazanılmasından sonra Moskova anlaşması imzalandı. Sovyetler TBMM ni tanıdılar. 

Sovyetler Moskova anlaşmasından sonra Türkiye’ye askeri yardımda bulundular. Bu olayın temel sebebi batılı devletlerin ortak düşman olmasıydı. TBMM Fransa ile Ankara anlaşmasını imzalayınca Sovyetler buna tepki gösterdi. Sovyetler Türkiye’nin batılı devletlerle yakınlaşmasını istemiyorlardı. Türkiye’yi komünistleştirerek kendi kontrollerine almak istiyorlardı. Bu amaçla Anadolu da gizli Türkiye Komünist partisini oluşturdular. Mustafa Kemal paşa bu gizli hareketi etkisiz hale getirmek için resmi “Türkiye Komünist partisi” ni kurdurdu. Mustafa Kemal’in bu olayla ulaşmak istediği bir amaçta Sovyetlerden yardım alabilmekti. Mustafa Kemal paşa Meclis içinde ve dışında bulunan komünist parti ve örgütlerini Sovyetlerden yardım alabilmek için bir süre kontrol altında tuttu. Daha sonra da ılımlı bir şekilde tasfiye etti. 
Türk-Sovyet sınırı Moskova ve Kars anlaşmaları ile belirlendi. Sovyetlerin egemenliğine giren Kafkas cumhuriyetleri ile Moskova anlaşması paralelinde Kars anlaşması imzalandı(13 Ekim 1921). Doğu sınırı bu anlaşma ile kesin şeklini aldı. Kars anlaşması ile Azerbaycan’a ait olan Nahçıvan konusunda Türkiye ve Sovyetler garantör devletler oldular. 

UYARI:Türk-Sovyet sınırı kesin şeklini Kars anlaşması ile almıştır. Lozan konferansında Türk-Sovyet sınırı belirlenirken Moskova ve Kars anlaşmaları esas alınmıştır.


b)Türk-Fransız İlişkileri:
Fransa Mondros ateşkes anlaşmasından sonra gizli anlaşmalarda kendi payına düşen Osmanlı topraklarından Suriye, Lübnan ve Güney Anadolu’yu işgal etmişti. Fransa işgal ettiği güney Anadolu’daki illere Suriye de silahlandırdığı Ermeni intikam alaylarını getirdi. Silahlı Ermeni grupların Türk halka karşı Fransızlarla birlikte saldırılar düzenlemeleri bölge halkının silaha sarılmasına sebep oldu. Fransa’ya karşı Kuvay-i Milliye birlikleri sert bir direniş gösterdiler. Fransa beklemediği bu Türk direnişi karşısında çaresiz kaldı. II.İnönü savaşından sonra TBMM ile görüşmelere başladı. Ancak Eskişehir-Kütahya başarısızlığı üzerine görüşmeleri terk etti. TBMM nin dağılacağı düşüncesine kapıldı. Sakarya savaşı kazanılınca TBMM ile Ankara anlaşmasını imzaladı. İskenderun ve Antakya hariç Misak-ı Milli sınırlarını tanıdı. 
Fransa Ankara anlaşmasını imzalamakla diğer itilaf devletlerinden ayrılmış oldu. Bu olay Fransa ile İngiltere arasındaki anlaşmazlıklardan kaynaklanmıştı. Fransa Paris barış konferansında İngiltere’nin Almanya’yı tamamen yok ettirmemesinden rahatsız olmuştu. Yine boğazlar, Mısır, Süveyş kanalı ve Irak gibi verimli ve stratejik toprakların İngiltere’nin eline geçmesinden rahatsızdı. Fransa TBMM tanıyarak bir nevi İngiltere’den intikam alıyordu. Fransa’nın TBMM tanımasında TBMM nin Sovyetlerle yakınlaşmasını engelleme düşüncesi de etkili olmuştu. 

UYARI: TBMM tanıyan ilk itilaf devleti Fransa’dır. Fransa’nın Ankara anlaşması ile yeni Türk devletini tanıması itilaf devletleri bloğunun parçalanmasına neden olmuştur.


c)Türk-İtalyan İlişkileri:

I.Dünya savaşı yıllarında İtalya ile İtilaf devletleri arasında yapılan gizli paylaşma anlaşmalarında İtalya’ya Antalya, Konya, İzmir illerinin bulunduğu bölge verilmişti. İtalya Osmanlı topraklarından kendisine pay verileceği teklifinden sonra Almanya grubundan ayrılmış ve İngiltere grubuna geçmişti. 
Mondros ateşkesinden sonra İtalya Antalya, Muğla ,Milas dolaylarını işgal etti. Ancak Paris barış konferansında gizli paylaşma tasarılarında İtalya’ya verilmesi öngörülen İzmir İtilaf devletleri tarafından Yunanistan’a verildi. Bu olay İtalya ile İngiltere ,Fransa ve ABD nin arasını açtı. İtalya Paris barış konferansını terk etti. İzmir’in Yunanistan’a verilmesi İngiltere’nin doğu Akdeniz’deki çıkarları için güçlü bir İtalya’yı istememesinden kaynaklanmıştı. İngiltere doğu Akdeniz de kendi güdümünde bulunan Yunanistan’ı çıkarlarına uygun bulmuştu. 

İtalya İzmir’in Yunanistan’a verilmesinden sonra diğer itilaf devletlerinden koptu. Anadolu da işgal ettiği bölgelerde halkın desteğini almaya yönelik politika izledi. Bölge halkına sağlık hizmetleri sundu. Yol, Köprü, Okul yaptırdı. Alışverişlerde halka fazla para dağıttı. İşgal ettiği bölgede Türk halka Yunan ve İngiliz düşmanlığı aşılama ve İtalya’nın Türklere dost olduğu propagandaları yaptı. Yunanlılara karşı savaşan Türk çetelerini destekledi. Doğuda Ermenilerin , Güneyde Fransızların ve batıda Yunanlıların Türk kuvvetleri karşısında uğradıkları başarısızlıklar İtalya’nın Anadolu da kalamayacağını anlamasına sebep oldu. İtalya II.İnönü zaferinden sonra kendiliğinden Anadolu’dan askerlerini çekti. İtalya ile herhangi bir savaş yapılmadı. İtalya’nın Anadolu’dan ayrılmasında komünist ve Faşist grupların siyasi çatışması da etkili olmuştur. 

d)Türkiye—ABD İlişkileri:

Osmanlı devleti ile ABD arasındaki ilişkiler 1830 tarihli Ticaret anlaşması ile başlamıştı.ABD I.Dünya savaşında Almanya’ya karşı savaşa girmişti. Ancak Osmanlı devleti ile herhangi bir çatışması olmamıştı. Amerika başkanı Wilson’un savaştan sonra kurulacak dünya düzeni ile ilgili yayınladığı ilkeler Osmanlı devletinin Mondros ateşkesini imzalamasında etkili olmuştu. Çok sayıda Osmanlı aydını Wilson ilkelerini bir kurtuluş yolu olarak görüyordu. Ancak savaştan sonra toplanan Paris barış konferansında İngiltere ve Fransa Manda formülü ile Wilson ilkelerine uymadılar. Yenen devletlerin yenilenlerden toprak ve savaş tazminatı almayacağı ilkeleri kağıt üzerinde kaldı. Wilson ilkeleri arasında yer alan, Türklerin çoğunlukta bulunduğu bölgelerde Osmanlı devletinin egemenlik haklarının tanınacağı maddesi dikkate alınmadı. Wilson ilkelerinden sadece milletler Cemiyetinin kurulması maddesi yürürlüğe girdi. 

Paris barış konferansında ABD Yunan tezini destekleyerek İzmir’in bu ülkeye verilmesini destekledi. Doğu Anadolu da ABD mandasında Ermeni devleti oluşturulması yönündeki teklife olumlu yaklaştı. Bu amaçla Anadolu’ya General Harbord başkanlığında bir inceleme heyeti gönderdi. Bu heyet Sivas ta Mustafa Kemal ile de görüştü. Hazırladığı raporda Anadolu da hiçbir bölgede Ermeni çoğunluğun bulunmadığını açıkladılar. Bu rapordan sonra Anadolu da Ermeni devleti kurulması ve Türkiye’nin ABD mandası altına girmesi fikrinden vazgeçti. ABD de 1919 yılında yapılan başkanlık seçimlerini Wilson kaybetti. Yeni başkan Harding Monreo doktrinini benimseyerek ABD yi Avrupa işlerinden uzaklaştırdı. ABD kendi kıtasına döndü. Bu tarihten sonra ABD nin Türk kurtuluş savaşına olumlu ya da olumsuz bir etkisi olmadı. ABD , Türkiye ile ticari ve kültürel ilişkilerini devam ettirme politikasına yöneldi. 


e)Türkiye—İngiltere İlişkileri:

İngiltere 20. yüzyılda dünyanın süper gücü konumundaydı. I.Dünya savaşında Osmanlı devletinin en çok mücadele ettiği devlet İngiltere olmuştu. İtilaf devletleri arasındaki gizli paylaşma tasarılarında Filistin, Irak ve Arabistan yarımadası İngiliz nüfuz bölgesi olarak ayrılmıştı. İngiltere İtilaf devletleri adına Osmanlı devletine ağır şartlı Mondros ateşkes anlaşmasını kabul ettirmişti. 

İngiltere bu ateşkesten sonra Musul, Antep, Maraş, İskenderun, Urfa, Samsun, Merzifon, Kars ve Batum gibi şehirleri işgal etmişti. Boğazlar bölgesini ve İstanbul’u işgal eden birleşik donanmanın lideri bu devletti. İngiltere Mondros’tan sonra padişahı ve Osmanlı hükümetini kontrol altına aldı. Osmanlı hükümetine ağır şartlı Sevr anlaşmasını kabul ettirdi. Osmanlı hükümetini çıkarlarına alet ederek Anadolu halkını ayaklandıracak Şeyhülislam fetvası, padişah fermanı ve hükümet bildirisi hazırlattı. Bu belgeleri çoğaltarak Anadolu’nun her tarafına uçaklarla dağıttı. TBMM ne karşı iç isyanların çıkmasında etkili oldu. Anadolu da İzmir’in Yunanlılara verilmesine öncülük yaptı. Doğu ve Güney Anadolu da Ermenistan ve Kürdistan devletlerinin kurulması planlarını destekledi. Kafkasya da Ermenistan ve Gürcistan devletleri oluşturarak Türkiye’nin orta Asya ile bağlantı kurmasını engellemeye çalıştı. Anadolu’ya geçen Yunan kuvvetlerine Sakarya savaşı sonuna kadar her türlü desteği verdi. Bu davranışı ile Yunanlıların Anadolu da yaptığı tahribata ve katliama ortak oldu. 

İngiltere TBMM nin varlığını ilk olarak Londra konferansında tanıdı. Ancak kurtuluş savaşı bitene kadar Türkiye ile barış anlaşması yapmadı. Misak-ı Milli sınırlarını tanımadı. Mudanya ve Lozan konferanslarında TBMM karşı en çok zorluk çıkartan devlet oldu. İngiltere Türkiye’nin bağımsızlığını ve sınırlarını Lozan anlaşması ile tanıdı. 

f)Türk—Yunan İlişkileri:

Yunanistan Avrupa’nın desteği ile Osmanlı devletinden ayrılan ve bağımsızlığını kazanan ilk azınlık idi. Bu devlet Berlin anlaşması ve I.Balkan savaşından sonra Osmanlı devletinden yeni topraklar alarak sınırlarını genişletmişti. Yunan milliyetçiliği eski Bizans’ı tekrar kurma hedefine yönelmişti. Eski Bizans’ın yeniden kurulması için İstanbul ve batı Anadolu’nun Yunanistan’a katılması gerekiyordu. Yunanlıların bu politikasına “Megalo İdea” deniliyordu. 

Yunanlılar 1917 yılında İtilaf devletleri grubunda savaşa girmişler ve savaştan sonra galipler safında yer almışlardı. Yunanistan’ın savaşa girmesi Osmanlı devletinden toprak alma amacına yönelikti. Yunan başbakanı Venizelos savaştan sonra toplanan Paris barış konferansına sahte belgelerle başvurarak İzmir ve çevresinde Rum nüfusun Türklerden çok olduğunu bu nedenle İzmir’in Yunanistan’a verilmesini istedi. İzmir’de güçlü bir İtalya’yı istemeyen İngiltere ve Fransa da Yunanistan’ı destekledi. İzmir’in Yunanistan’a verilmesi kararlaştırıldı. Yunan ordusu 15 mayıs 1919 tarihinde İzmir’e çıktı. Bu olayla Türk milletinin Yunanlılarla yapacakları üç yılık savaş başlamış oldu.

Bu not 540 defa okundu. 0 yorum yapıldı.

Yorumlarınızı eksik etmeyin lütfen ;)



Anket

Sitemizi değerlendiriniz..
Çok iyi
İyi
Orta
Kötü
Anket Sonuçları




Yeni Üyelik  |  Şifremi Unuttum

Üye çıkışı yapmak istediğinize emin misiniz?

Evet Eminim